Diliyle Duruşuyla Örnek Bir Şahsiyet Şair Nabi

Diliyle Duruşuyla Örnek Bir Şahsiyet Şair Nabi

Urfalı Şair Nabi ( Urfalı Şair Yusuf Nabi ) Şair Nabi Kimdir ? Şair Nabi'nin Hayatı, Eserleri, Sanatı, Edebi Kişiliği

Diliyle Duruşuyla Örnek Bir Şahsiyet Şair Nabi
18 Eylül 2016 - 21:07
Reklam

Türk Edebiyatında XVII. asırda Tefekkür Edebiyatı Çığır açan Şair Nâbî'nin doğum yerinin Urfa ve asıl adının Yusuf olduğu hakkında tereddüt yoktur. Bunu kendisi de şiirlerinde dile getirmiştir.

Kemînen Yûsuf-ı Nâbîyi ahbâb ü ekâbirle

Şefâ'at yâ habîba'llah şefâ'at yâ Resûla'llah

Hakümüz mevlididür hazret-i İbrâhimün

Nâbîya râst makâmında Ruhâviyüz biz.

Nâbî, Osmanlı'nın sıkıntılı günler yaşamakta olduğu XVII. Asrın ortalarında dünyaya gelmiştir. Ailesinin kimliği hakkında farklı rivayetler olsa da (Hacıgaffarzade ve Karakapıcılar gibi) bu ailenin ilme ve kültüre aşina bir çevreye sahip olduğu bilinmektedir. Nâbî'nin edebi şahsiyetinin temelinden bu ailenin öteden beri ilim adamlarına aşina bir şecereye sahip olduğunu anlamak güç değildir. Abdulkadir Karahan, bazı belgelere dayanarak Nâbî'nin Peygamber Soy Kütüğü'ne bağlı olması ihtimalinin de altını çizer. (Karahan,3/4)

Kaynakların XVII. Yüzyılda Nef'i ile beraber kasidede usta olarak gösterdikleri Nâbî'nin Urfa'da doğmuş olması ve ilk gençlik yıllarını burada geçirmiş olması altı çizilecek bir husustur. Onun Urfa'da yetişmiş olması, Osmanlı'nın büyük şehirlerinin dışında da kültürel seviyenin kayda değer bir seviyede olduğunun bariz bir kanıtıdır. Nâbî bu kültürel havzanın farkına varmakla kalmamış ondan yararlanmayı da bilmiştir.

Nâbî'nin belli düzeyde eğitimini tamamladıktan sonra geçimini sağlamak üzere icra ettiği ilk meslek, kaynaklara göre Arzuhalciliktir. Takdir etmelidir ki, Nâbî gibi bir arzuhalcinin dilekçelerinin yöneticiler tarafından fark edilmemesi beklenemezdi. O bir yandan vatandaşların arzularını yazarken bir yandan da belki de farkına varmadan, üslubuyla zamanın yöneticilerine Urfa'da üstün yetenekli bir şahsiyetin zayi olmakta olduğu mesajını vermiştir. Mesaj yerine ulaşmış olmalıdır ki Nâbî, Sayın Karahan'a göre 23 yaşında iken devlet merkezine, yani İstanbul'a ulaşmış bulunmaktadır. Fakat Nâbî o günlerde her gün İstanbul'a gelen binlerce insandan sadece birisidir. İlk zamanlarda umduğunu bulmamış olduğunu tahmin etmek güç değildir. (Karahan, 6) Fakat bu hayal kırıklığının çok sürmediğini tahmin ediyoruz.

Anlaşılan odur ki, sağlam bir cevhere sahip olması, ona hakkıyla tanınma fırsatlarını yeterince bahşetmiştir. Rivayete göre Urfa Valisi'nin tavsiyesi ile başlayan İstanbul seyahati, gösterdiği başarılar, ortaya koyduğu eserler, onu kısa sürede saray çevresinde çok iyi tanınan bir şair yapmıştır. Saray eşrafından tanıdığı ilk kişi ise hayatının sonuna kadar minnettar kalacağı, Musahip Damat Mustafa Paşa'dır. Mustafa Paşa ile tanışıklığı, Nâbî'nin Padişah IV. Mehmet tarafından da fark edilmesine vesile olmuştur. Bundan sonra gerek Mustafa Paşa'nın gerekse padişah IV. Mehmet'in yanında çeşitli seferlere ve yolculuklara çıkmıştır. Döneminin geleneğine uygun olarak Nâbî de, gittiği şehirlerden birer eserle dönmüştür. Küçük olayları birer tarih düşürme ile divanına kaydederken, büyük olayları müstakil birer eserde ele almıştır. Fetihnâme-i Kamaniçe, Surnâme, ve Tuhfetu'l-Haremeyn adlı eserleri bu kabildendir.

Saraya yakın bir şair olması onun daha rahat ve kaliteli eserler ortaya koymasına imkân verirken, her ne kadar bazı beyitlerde kendisi mevki ve makama liyakati olmadığını söylüyorsa da devrin yöneticileri tarafından taltif edilerek arasında Darbhane Eminliği'nin de bulunduğu pek çok göreve getirilmiştir. (Bilkan, s. XVII)

Hayatında altı padişah'ın saltanat dönemine tanıklık etmiştir ki bunlardan bazılarını daha çocukluğundan beri tanımaktadır. Osmanlı Devleti'nde sadrazamlık makamına kadar yükselen bazı paşalar da zamanında Nâbî ile olan tanışıklıklarını vesile kılarak belli makamlara geldiklerini hiçbir zaman unutmamış, kendisi de vefakâr olan Nâbî'ye vefada kusur etmemişlerdir.

Nâbî'nin İstanbul hayatı kadar, Halep hayatı da önemlidir. Çeyrek yüzyıl kadar bir süreyi de Halep'de geçiren Nâbî, bir ara ülkede yaşanan sıkıntılardan nasibini almıştır. Kısa bir zaman zarfında da olsa onun hem evinin elinden alındığı, hem de maaşının kesildiği bilinmektedir. (Karahan, 18) Güzel bir beste ile ölümsüzleştirilen şu şiirini bu günlerde yazdığı tahmin edilmektedir.

Bâğ-ı dehrin hem bâharın hem hazânın görmüşüz.

Biz neşatında gâmın da rüzgârın görmüşüz.

Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde

Biz hezâran mest-i mağrûrın humârın görmüşüz.

Halep'teki hayatı edebiyat açısından oldukça verimlidir. Üzerinde pek çok araştırma yapılan, bir nasihatname niteliğinde olan Hayriyye'yi burada kaleme almıştır. Oğlu Ebul Hayr Mehmet Çelibe'ye olan muhabbeti dolayısıyla onunla ilgili hemen her vakayı bir şiirle kayda geçirmeye çalışmıştır. Mesela oğlunun sarfı bitirip Nahve başlamasına bile tarih düşürmüştür. Hayriyye'de oğluna öğüt verirken Nâbî'nin yaşadığı dönemde ne tür olumsuzluklardan şikâyetçi olduğunu tespit etmek mümkündür. Aslında Nâbî, oğlunun şahsında, yöneticiler başta olmak üzere döneminin bütün insanlarına seslenmiştir. Bu eserde çağının pedagojik görüşlerini görmemiz de mümkündür: “Nâbî'nin ısrarla üzerinde durduğu ahlak ilkeleri şunlardır: Aç gözlülükten cimrilikten sakınmalı. Kimseye yük olmamak ve minnet etmemek için çalışmalı. Dostun hediyesini kabul etmeli ama karşılığını da yapmalı. İyilik ve lütuf sahibi olmalı. Yalandan, döneklikten, iki yüzlülükten, iftiracı, arabozucu olmaktan korkmalı. Her türlü içkiden ve ille uyuşturucu maddeler kullanmaktan nefret etmeli. Giyim ve yaşayışta da sadeliğe bağlı olup, gösterişe sapmamalı. Sabırlı, temkinli olmalı, ahlaksızlıklarla mücadele etmekten geri durmamalı.” (Kabaklı, II, 665,659)

İnsanların ekonomik ve ahlaki çöküntü girdabında boğuştuğu dönemde bile Nâbî, küçük olaylara ve günlük dedikodulara karışmamış, pasif ve “nemelazım” deyicilerden olmamıştır. Tersine, düşündüklerini sakınmadan söyleyen, çağının bozuk ahlak ve gidişini makul öğütler ve sırasında sert yergilerle düzeltmeye çalışan bir insan görünüşü ile örnek olmuştur. Bu yüzden kaynaklarda Nâbî ile ilgili kayda değer bir kalem kavgası veya tartışma kaydına yer verilmemiştir. Nâbî, başkaları gibi rind bir ömür sürmemiş, içki ve aşk meclislerinde bulunmamıştır. Bir din ulusu gibi yaşamış, mutaassıp değil, ama gerçek bir Müslüman olarak yaşamıştır. (Kabaklı, II, 559-660)

Nâbî, aynı zamanda velud bir şairdir.

“Nâbî en az elli yıl süren bir sanat hayatı boyunca asrının duyuş, düşünüş ve ihtiyaçlarına uygun eserler vermiş; düşünceyi düşünce halinde ve her türlü süslerden uzak söylemekten hoşlanmış ve çevresinin sanat ve düşünüşü üzerinde ciddi bir tesir uyandırmıştır. Onun eserlerinin yolunda kurulan Nâbî Mektebi, şairin belirli bir yoldaki kararının ve ısrarının tabii neticesidir; kendini kabul ettirişinde hayat tecrübelerinin ve büyük kültürünün tesiri vardır.” (Banarlı, 673)

Bol ve değişik mevzular üzerinde yazmayı süslü ve güzel yazmaya tercih etmiştir. Ancak bu tespit onun edebi kaygıyı büsbütün göz ardı ettiği anlamına asla gelmez.Nâbî'nin asırlara meydan okuyan sağlamlıktaki eserlerinin arka planında sahip olduğu ilmi kariyer gelmektedir. O, klasik şark dillerinden Arapça ve Farsçayı çok iyi bilmektedir. Yine ortak İslam medeniyeti edebiyatına vakıftır. Bu çift kanatlı özelliği onu edebiyat ufuklarında daima zirvede tutmuştur. Zaman zaman sıkıntılı dönemler geçirse de onun eserlerinde fikir unsurları, his ve hayal unsurlarından daha geniş tutar.

“Nâbî'nin bazen rindâne ve sofiyâne, bâzan hâkimane fakat mutlaka görmüş, geçirmiş insanlara mahsus, bilgili ve tecrübeli sözleri arasında uzun zaman dillerde kalan darb-ı mesel değeri kazanan beyitleri ve mısraları olmuştur. Bunun diğer mühim sebebi, böyle mısraların söylenişindeki muvaffakiyetli ve ahenkli üsluptur. Nâbî'nin lisan ve edebiyat hakkındaki telakkileri de kendi çağı içinde ehemmiyetli, orijinal ve yenidir.” (Banarlı, 671) Çağındaki sayısız şairler arasında “Şeyhü'ş-Şuara, Melükuş Şuara veya Ekmel-i Şuarayı Rum” diye anılan Nâbî'nin sözleri darb-ı mesel olarak dillerde dolaşmıştır

Nâbî Düşünen bir şairdir.

Nâbî düşünceyi, diğer bir ifade ile manayı, sanata feda etmemeyi ilke olarak benimsemiştir. Nâbî'nin bu aykırı duruşu, o günün şartları dikkate alınacak olsa çok akıllı bir tercih değildir. Ancak bu kaygı, sadece sanat hevesiyle eserler yazmayı alışkanlık haline getirenler için geçerlidir. Nâbî, yeniliklere alışık olunmayan bir ortamda farklı tabirler ve söylemler geliştirerek, söze bir takım duyurucu unsurlar katmış, bu alanda söyleyecek sözü olduğunu gazelleriyle de ispatladıktan sonra; fikri, bir takım söz sanatlarıyla süslemeden doğal olarak söylemeyi tercih etmiştir. İnkılap sayılabilecek bu tutumunda yalnız kalmadığı da kendisini takip edenleri Nâbî Mektebi tarzını geliştirmelerinden anlaşılmaktadır.

Nâbî'nin tesirinin hayli güçlü ve devamlı olmasında, tespit ettiği ve dillendirdiği gerçeklerin, çağın ictimâî hayatı hakkında yaptığı tenkitlerin uzun süre geçerliliğini sürdürmesi etkili olmuştur. Hatta ilerleyen zamanlarında Nâbî'nin söylemlerine daha şiddetle ihtiyaç duyulmuştur. Onun “hikemî” bir şiir telakkisine sahip olmasının nedeni de budur. Gerileme döneminin bütün özelliklerini yaşandığı bu dönemde, tam altı padişahın saltanatını gören şair, Osmanlı düzeninin yavaş yavaş sarsıldığını bizzat müşahade etmiştir. Bu bakımdan Nâbî'nin şiir anlayışının şekillenmesinde bu dönemin sosyal ve siyasi etkisi büyük rol oynamıştır. (Bilkan, s.XX)

“Nâbî, hem olgun, hem de bilgin bir şahsiyettir. Büyük bir dindar, temiz ve faziletli bir insan olarak ün salmıştır. Çağdaşları, onu, her zaman saygı ile anmış ve ermiş gözü ile bakmışlardır. Vefası, kanaatkârlığı, ağırbaşlı ve tatlı dili olması dolayısıyla, hayatında büyük fırtınalar ve değişmeler yoktur. İhtiras ve arzularını ruh kuvveti ile bastırıp başkalarının da işine karışmadığı için çevresinde kin ve garez sahipleri bulunmamıştır” (Kabaklı, II, 658-659)

Nabi'nin az bilinen yönlerinden biri de onun musikişinaslığıdır. Kurtoğlu, Nâbî'nin bu özelliği ile ilgili şu satırlara yer vermektedir: Nâbî, şöhretinin zirvesinde iken, kendisini sahiplenen paşanın görevden alınması dolayısıyla bir müddet boşta kaldığı bilinmektedir. Büyük ihtimalle bu sıralarda şehri olan Urfa'ya dönmüş olmalı. İşte boş olduğu sıralarda büyük bir şehir merkezi olan Diyarbakır'a da gitmiş olmalı ki, bugün Diyarbakır'da Nâbî ile ilgili meseller anlatılmaktadır. Ayrıca Nâbî ile ilgili Diyarbakır'da çıkan bir yerel gazetede: “Feyzini şehrimizden alan, Diyarbekirin rahle-i tedrisinde pişen, o nağmeler içinde kendini bulan ve dolayısı ile fahri hemşehrimiz sayılan Urfalı Meşhur Şair Nabi, hasreti dindirmek, hayat, ilim, edebiyat ve kemal iksirinden tekrar be tekrar kana kana içmek, ilahî nağmeler içinde gaşy olmak, lahutiliklerde yaşayıp kanat  çırpmak için Hicri 1120-Miladî 1708 senesinde, beşinci harem sayılan, miraç yolunda kâinatın mefhari Peygamber Efendimizin duasına mazhar olup şerefenen Amid'imize gelmiş ve her günü senelere bedel dört, beş ay yaşamışdı.” diye yazmaktadır.

Nâbî'nin musiki bilgisini Diyarbakırlı Seyid Yahya'dan aldığı bilinmektedir. (Kurdoğlu, 41) Nabi'nin musiki ile olan ilgisindendir ki, kimi şiirlerinde fonetik bir ahenk zirveye çıkmaktadır. Pek çok eseri, zamanında ve sonraki asırlarda bestelenen Nâbî de bestekârlıktan uzak kalmamıştır. Diyarbakır'da kaldığı zaman zarfında onun onuruna şiir meclisleri toplandığı ve sanatkârların katılımı ile meşk edildiği bilinmektedir. Sıradan bir mecliste büyük olmanın güç olmadığı açıktır. Nâbî ise büyükler meclisinde büyük ve orada durabilmeyi başarmış bir şahsiyettir. Yetmiş yıllık ömrü boyunca hep yapıcı olmuş, eleştirilerinden bile kimse rahatsız olmamıştır. Hoş sohbeti, kültürü, zekâsı ve güzel hitabeti ile süslediği ömrü gıpta edilecek temizliktedir.

1712 baharında ağır bir şekilde hastalanan Nâbî, bu günlerde Farsça bir tarih kıtası yazdı. Ölümüne işaret eden bu kıtayı yakınları onun ermişliğine yorumlamışlardır. 13 Nisan 1712 tarihinde Vefat ettiğinde arkasında sadaka-i cariye kabilinden Divan, Divançe, Hayriyye, Tuhfetu'l-Haremeyn, Münşeât, Fetihnâme-i Kamaniçe, Zeyl-i Siyter-i Veysi gibi güzel eserler bırakmıştı.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRx
Urfa bir neferini daha kaybetti
Urfa bir neferini daha kaybetti
Baki Özmen'i Kaybettik
Baki Özmen'i Kaybettik