Urfa Fatihi İyad Bin Ganem

Urfa Fatihi İyad Bin Ganem

Urfa'nın Hz. İbrahim ve Hz. İsa'dan sonra üçüncü fatihi ise büyük sahabe “İyâd bin Ganem”dir.

Urfa Fatihi İyad Bin Ganem
16 Eylül 2016 - 00:14

İsmi Urfa ile özdeşleşmiş olan Hz. İbrahim, bir rivayete göre şehrin kurucu valisi/kralı Nemrut'un iktidarını sarsmış, şehrin ahalisine tevhit akidesini anlatmış, onları şirk hastalığından kurtarmış ve akıl ile Allah'ın bulunabileceğini göstermiş bir peygamberdir. Şehri, Nemrut belasından kurtararak Hanif diniyle şerefendiren Hz. İbrahim, hiç kuşkusuz Urfa'nın ilk Hanif/Müslüman fatihidir.

Urfa'da yaşamış peygamberler arasında şehrin ikinci fatihi Hz. İsa olmuştur. Hz. İsa, Urfa'ya gelmemiş ama şehri manevi olarak kutsamış, Urfalıların gönlünü bir mektupla fethederek, tevhit akidesini yerleştirmiştir. Rivayete göre Hz. İsa, hastalığı için kendisinden yardım isteyen Urfa kralına; “ne mutlu sana Abgar ve Edessa adındaki kentine! Ne mutlu beni görmeden bana inanmış olan sana. Çünkü sana devamlı sağlık bahşedilecektir. Senin yanına gelmem hususunda bana yazdıklarına gelince; bilesin ki, görevlendirilmiş olduğum her şeyi burada tamamlamak ve bu işi bitirdikten sonra beni göndermiş olana, Baba'ya dönmem gereklidir. Sana ıstıraplarını (hastalıklarını) iyileştirmek; sana ve seninle beraber olanlara ebedi yaşam ve barış bahşetmek, ayrıca senin şehrine dünyanın sonuna kadar düşmanlar tarafından boyun eğdirilmemeyi sağlamak üzere havarilerimden birisini, Thomas da denilen Adday'i göndereceğim.” diye bir mektup gönderir. Bu mektubu okuyan pagan/putperst bir inanca sahip olan şehrin Kralı Abgar, Hz. İsa'ya iman edince şehrin ahalisi de ona uyarak topluca Hıristiyanlığa geçer.

Böylece Roma dönemi pagan/putperest inanca sahip olan Urfa, yeniden tevhit inancıyla buluşur. Hıristiyanlık hâkimiyeti boyunca Urfalılar bu mektup dolayısıyla şehrin kutsandığına ve korunduğuna inanırlar. Böylece Urfa Hz. İsa'nın bu mektubuyla ikinci fethini yaşanmış olur.

Urfa'nın Hz. İbrahim ve Hz. İsa'dan sonra üçüncü fatihi ise büyük sahabe “İyâd b. Ganem”dir. Urfa üzerine yazılan kitaplar daha çok Roma, Bizans, Ermeni ve Süryani kaynaklarından hareketle yazıldığından, şehrin İslami dönemi hakkında bilgilere henüz sahip değiliz. Arap İslam kaynakları tercüme edildiğinde şehrin karanlıkta kalan bu dönemleri hakkında da bilgilere ulaşacak, şehri daha sağlıklı analiz etme imkânına kavuşmuş olacağız. Örneğin bu bağlamda Urfa'ya baktığımızda; şehrin Müslüman fatihi İyâd b. Ganem'in bu şehirle olan ilişkisi karanlıkta kalmıştır. İyad b. Ganem, İslam tarihinde çok bilinen bir sahabi değildir. O Hudeybiye Antlaşması'ndan önce İslamı kabul etmiş, Hz Peygamber ile birlikte Hudeybiye anlaşmasında bulunmuştur. Habeşistan'a yapılan ikinci hicrette yer almış Bedir Savaşı'na katılmış, Hz. Ebubekir döneminde dinden dönenlerin üzerine gönderilen ordu içinde yer almış, hatta yalancı peygamber Müseylemet-ül Kezzab'ın öldürülmesine yardımcı olmuştur. İyi huylu, cömert bir zattır. Babasının adı Abd Gânem'dir. Arapça abd; kul, köle anlamına geldiğinden büyük ihtimalle kölelikten özgürlüğe geçmiş bir babanın oğludur. Ki İyad b. Ganem İslamiyeti kabul ettikten sonra “abd Ganem” isminden hoşlanmamış, yalnızca “Ganem” ismini kullanmıştır. İyad b. Ganem'in İslam tarihinde daha çok savaşlarda adına rastlıyoruz.

Örneğin Yermük Savaşı komutanlarından biri olarak Müslümanların sancaktarlığını yapmış, dağılan Bizans ordusunun peşine düşmüştür. Yine Taberi'nin ilk olarak bir seyf'ten aktararak verdiği bir bilgiye göre İran'a karşı girişilen bir askeri harekâtın ilk safhasında İyâd b. Ganem'den bahsedilmektedir. “Burada İyâd'a birden bire ve kendinden ve daha önce gördüğü hizmetlerden hiç bahsedilmediği halde hemen hemen Halid b. Velid kadar büyük bir önem verilmekte ve kendisine halife Ebu Ebu Bekir'den gelen bir mektupla, Irak'a doğru yürüyerek Halid b. Velid ile birleşmesi emrolunduğu bildirilmektedir. Seyf'in rivayetine göre Halid aşağı Fırat'tan, İyâd ise yukarıdan hîre üzerine yürümek emrini almışlardı. Kendilerine katılacak olan Arap kabileleri yardımıyla içlerinden Hîre'ye ilk varacak olan Hîre emiri olacak, yani kumandayı ele alacaktı. ”Bu harekâtın sonucunda İyâd b. Ganem değil de Halid başarılı olmuş, hatta İyad'a yardım edip onu zor durumdan kurtarmıştır.

İslam tarihinde daha çok askeri fetihlerde adına rastladığımız İyad b. Ganem'in iyi bir asker/komutan olduğunu söylemek mümkündür. Zira onu Hz. Ebu Bekir ve Hz Ömer'in komutan olarak tayin etmesi anlamsız değildir. Onun bu konudaki yeteneği ve başarısının bir göstergesidir. Bizans'ın hâkimiyetinde bulunan el Cezire bölgesine vali/komutan olarak atanması onun bu askeri yeteneğini bilmelerinden dolayıdır. İyâd bin Ganem, Hz. Ömer döneminde el Cezire bölgesi valiliğine/komutanlığına atanmış ardından bu bölgenin fethine girişmiştir. “Ebu Ubeyde, Amevâs Vebasında 18 yılında öldü ve İyad'ı yerine bıraktı. Bundan sonra Ömer'in onu Hıms, Kınnesrin ve el Cezire'ye vali tayin ettiğini bildiren mektubu geldi. Bunun üzerine İyâd, 18 yılı Şaban aynını ortasında Perşembe günü, beş bin kişiyle el Cezire'ye gitti. Öncü kuvvetlerine Meysere b. Mesruk el Absi, sağ kanadına Safvan b. Muattal es Sülemi kumanda ediyordu. Halid b.Velid de sol kanadındaydı. Bir başka rivayete göre, Halid, Ebu Ubeyde'den sonra, başka kimsenin bayrağı altında savaşmaydı; 21 yılında vefat edinceye kadar Hıms'da kaldi; mallarını Ömer'e vasiyet etti. Bazıları da onun Medine'de öldüğünü iddia ederler. En doğrusu onun Hıms'da öldüğüdür.”

İyâd b. Ganem'in Urfa'yı fethi ise kaynaklarda şöyle anlatılmaktadır: “İyâd'ın öncü kuvveti, er Rakka'ya geldi; etrafta sakin olan Araplara ve çiftçilere baskın yaptılar ve pek çok ganimet elde ettiler; kurtulanlar ise kaçtılar ve er Rakka şehrine sığındılar. Bundan sonra İyâd ordusuyla birlikte ilerledi ve er Rakka kapılarından birisi olan er Ruhâ kapısı önüne savaşmak üzere indi. Bir müddet Müslümanlara ok ve taş atıldı; bazıları yaralandı. Bunun üzerine İyâd ok ve taşların yetişemeyeceği bir yere kadar çekildi. Sonra atına bindi; şehrin etrafını dolaştı ve kapıların önüne gözcüler koydu. Sonra ordugâhına döndü ve akıncılar gönderdi. Bu akıncılar, köylerden esirler ve birçok yiyecek getirmeye başladılar; bu sırada tarlaların hasat zamanıydı. Beş ya da altı gün bu şekilde geçtikten sonra, şehrin patriği, İyâd'a eman istediğini bildiren bir elçi gönderdi. İyâd onunla, bütün şehir halkının canları, çoluk çocukları, malları ve şehirleri üzerine eman vermek suretiyle andlaştı;

İyâd: “çiğnediğimiz ve elde ettiğimiz topraklar bize aittir” dedikten sonra haraç ödemeleri şartıyla toprağı onlara bıraktı; bu topraklardan zimmet ehlinin istemediklerini ise, öşür ödemeleri şartıyla Müslümanlara verdi. Yeni halka cizye vergisi koydu; her erkeğe yılda bir dinar kararlaştırıldı; kadınları ve çocukları bu vergiden muaf tuttu. Bir dinar yanında, birkaç kaz buğday ile bir miktar zeytinyağı, sirke ve bal vermelerini de kararlaştırdı. Muaviye halife olunca, bu yiyecek maddelerini cizyeye (nakdi) tahvil etti. Bu andlaşma üzerine Rakka halkı şehrin kapılarını açtılar ve Müslümanlar için er Ruhâ kapısında bir Pazar kurdular. İyâd, onlar için şu antlaşmayı yazdı: “Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla Bu, İyaâd b. Ganem'in er Rakka halkına şehre girdiği gün verdiği mektuptur. O, üzerlerine konulan cizyeyi verdikleri, hıyanet etmedikleri, yeniden kilise ve manastır yapmadıkları, açıkça çan çalmadıkları, paskalya kutlamadıkları ve haç göstermedikleri sürece; canlarına ve mallarına dokunulmamak, kiliseleri yıkılmamak ve oturulmamak üzere kendilerine eman verdi. İyâd, bu mektubu kendi mührü ile mühürledi.

Bir başka rivayete göre ise İyâd, er Rakka halkının ergenlik çağına gelen her erkekten dört dinar alınmasını kararlaştırdı. Doğrusu ise, Ömer'in sonradan valisi olan Umeyr b. Sa'd'a yazdığı mektupta, altın sahiplerinden alınmasını emrettiği gibi, her erkekten dört dinar alınmasını kararlaştırmış olmasıdır “İyâd daha sonra Harran'a yürüdü ve Bâcüdda'ya indi; öncü kuvvetini gönderdi. Harran halkı, kendilerinden başkasına şehrin kapılarını kapattılar; İyâd da sonradan onların yanına geldi. O buraya inince, oranın halkından Harnaniler  (Harranlılar) ona bir elçi gönderdiler ve kendisinin önce er Ruhâ'ya gitmesini isteyen şehirde bir zümrenin bulunduğunu ve bu şehirle yapacağı andlaşmayı kendilerinin de kabul edeceklerini ve kendisiyle Hıristiyanların arasını bulacaklarını bildirdiler. Bu durumu öğrenen Hıristiyanlar da, Harnanilerin tekliferini kabul ettiklerini bildirdiler ve ona hediyeler verdiler. Bunun üzerine İyâd, er Ruhâ'ya geldi; buranın halkı ona karşı toplandılar ve bir müddet Müslümanlara ok ve taş attılar; sonra savaşçıları ortaya çıktılar; Müslümanlar onları yendiler ve şehre sığınmaya mecbur ettiler. Sonunda antlaşma ve barış istemekte gecikmediler. İyâd, onların bu isteğini kabul etti ve kendilerine şu mektubu yazdı: 'Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla Bu îyad b. Ganem'in er-Ruhâ piskoposuna mektubudur.

Eğer sizler, her erkek için bir dinar ile iki müdd buğdayı bana ödemeniz şartıyla şehrin kapısını açarsanız, sizlerin canları ve malları ile sizlere tabi olanlar emniyette olursunuz. Yolunu şaşırana yol göstermek, köprüleri ve yolları tamir etmek ve Müslümanlara iyi niyet beslemek sizin vazifenizdir. Allah şahid oldu; şahid olarak yeter”

Bir başka rivayette ise İyâd b. Ganem Rakka'dan Harran'a gelmiş, fakat şehri boş bulmuştur. Zira Harranlılar Ruha'ya sığınmış, İyâd bu defa Urfa'ya yönelmiş, Urfa'yı fethedince, orda bulunan Harranlılarla da anlaşmıştır. İyad b.Ganem, daha sonra Suruç'a yönelmiş, burayı savarak fethetmiştir. İyad, Sümeysat'ı muhasara ettiği sırada Urfa halkının antlaşmayı bozduğu haberi kendisine ulaşınca, yeniden Urfa üzerine ordusunu sürmüştür, halk onun güçlü bir şekilde geldiğini görünce şehrin kapılarını açmıştır. İyad b Ganem bunun üzerine şehre bir miktar kuvvet bırakmış ve bir vali tayin etmiştir. Ardından Membic ve Ceylanpınar'a yönelmiş ve buraları da İslam topraklarına katmıştır. İyad b Ganem'in önce Harran'ı kuşatması sonra onların yönlendirmesiyle Urfa'ya yönelmesi ve Urfa'yı fethettikten sonra tekrar Harran'a yönelmesi ve Harran'ın da tıpkı Urfa gibi tek bir kişi ölmeden teslim olması önemli bir olaydır.

Birincisi Rakka, Urfa ve Harran İslam ordularına kapılarını fazla direnmeden açmış ve burada tek bir sahabe dahi şehit olmamıştır. Oysa Diyarbakır'ı aylarca kuşatan İslam orduları orada adını bildiğimiz 27 sahabeyi şehit ettikten sonra ancak kapılarını açmış, teslim olmuştur. Bir diğer nokta, Harran'ın Urfa'dan önce kuşatılması üzerine, İslam ordularını Urfa'ya yönlendirip, “onlarla yapacağınız antlaşmaları bizde kabul ederiz” diyerek kendilerine Urfa'nın tutumunu örnek almalarıdır. Bazılarının anlattığı gibi Harran, tarihte Urfa'dan önde, Urfa'yı aşmış bir şehir değildir. Tarih boyunca Urfa'nın uydusu olmuştur. Hatta Roma dönemi Urfa site krallığına bağlı Harran, Suruç, Viranşehir, Birecik, Rumkale gibi şehirler vardır. Bunlar Urfa'nın uydu şehirleridir. İyad b Ganem'in Urfa'yı fethi sırasında yapmış olduğu antlaşma/mektup daha sonra Cezire bölgesinin diğer şehirlerini fethinde kıstas kabul edilmiştir.

İyad b. Ganem “Urfa Mektubu” yahut “Urfa antlaşması” diye geçen mektubu kıstas alarak diğer şehirleri fethe zorlamıştır. El Cezire bölgesini Müslümanların fethetmesi, Ermeni ve Süryani kaynaklarında “Arap İstilası” diye geçmektedir. Hatta bazı kaynaklar şehir ve köylerin topluca Müslüman olması karşısında şaşkınlığa düşmüşlerdir. Müslümanların bölgeyi fethi sırasında şehirlerin hemen teslim olması, toplu ihtida hareketlerinin nedeni, daha önce buradaki din ve mezhep kavgaları olduğu kadar, İslamiyet'in Yahudilik ve Hristiyanlığı reddetmeden yeni bir dini anlayış sunmasıdır.

Tarih kitapları İyad b. Ganem'in Urfa'yı fethini anlatırken, yağız bir at üzerinde şehrin kapısı önünde durduğunu yazmışlardır. İyad b. Ganem'in atıyla gelip önünde durduğu kapı büyük ihtimalle Harran Kapı'dır. O dönemde yedi kapısı olan şehre Harran tarafından gelenler, Harran kapı yahut Beykapısı'ndan girmek zorundadırlar. İyad b. Ganem, şehri fethettikten sonra Urfa'da ikamet etmiş, hatta Urfa'da oturarak bölgenin diğer şehirlerine akınlar düzenlemiştir. İyad b. Ganem'in Urfa'yı karargâh olarak kullanması, daha sonra Haçlı savaşları sırasında Zengi ve Selahaddin'in de Harran'ı karargâh olarak kullanmasına ilham olmuştur. Büyük sahabi ve komutanın, Urfa'yı fethettiğinde şehri oldukça sevmiş olmalı ki, burada oturmuştur. İslam'ın fethinden sonra Urfa'ya ilk cami Cezire valisi Said b. Âmir b. Heyzem tarafından yaptırılmıştır. Bugün bu caminin nereye yapıldığı bilinmemektedir. Ancak kazancı Pazarındaki Eski Ömeriye Cami'nin şehrin en eski camisi olduğu ve dönemin halifesi Hz. Ömer adına yapıldığı bilinmektedir. İyad b. Ganem'in Urfa ve çevresini (el Cezire) fethettiği sırada söylediği bu askeri fetihlerin stratejik önemini vurguladığı kadar, onun şairliğinin de göstergesidir.

İyad b. Ganem'in Urfa'yı fethinden sonra bölgeye Müslüman aşiretler yerleştirilmiş ve şehrin İslamlaşma süreci başlamıştır. Mezhep kavgalarından dolayı birbirine düşen Hıristiyanlar'dan özellikle tek tanrı inancına sahip monozitler islamı kabul etmişlerdir. İdari olarak daha Bizans'ın egemenliği altında olan Urfa ve çevresindeki uydu diğer şehirler böylece Müslümanların egemenliği altına girmiştir. İslam'ın fethinden sonra Urfa'ya gelip yerleşen iki sahabeden söz etmemek mümkün değildir. Bunlardan biri Hz. Osman'a küfrediyor diye Kûfe'yi terk edip aşiretiyle birlikte Urfa'ya (o dönemde Urfa sınırları içinde yer alan bugün ise Suriye sınırları içinde kalan Deyr Zor) yerleşen Adî b. Umeyre el Kindî'dir.Urfa (Harran)ya yerleşen diğer bir sahabe ise Dirar b. Elezver el Esedi'dir.Ashabı kiramdan olan bu sahabi aşiretiyle birlikte Harran'a yerleşmiş ve Harran'da vefat etmiştir. Bu sahabenin Esedi aşiretine mensup olduğu ve Harran'da vefat ettiği yazdığına göre büyük ihtimalle kabri de Harran'da olmalıdır. Ayrıca Muaviye'nin, Urfa'yı ikta olarak Dırar b. Esedi'ye bağışladığı düşünülürse, bu sahabenin kabrinin bilinmemesi büyük bir ayıptır. Urfa'nın Müslümanlaşmasında önemli rol oynayan Urfa fatihi İyâd bin Ganem, Hz Ömer'in hilafeti döneminde Hımıs valiliği yapmış, 640-641 yılında Şam'da vefat etmiştir. Altmış yaşında öldüğü rivayet edilen İyad b. Ganem, geride ne mal ve de borç bırakmıştır.

 

Kaynak: (1) Evliya Çelebi, “Buralar (Urfa) kayser idaresinde iken seyahatle gelip bir kiliseye inmiştir. Onun için buraya 'Mesih Diri' derler. Hâla maruftur. Havariler burada İncil'i gayet hazin bir sesle okumuşlardır. Onun için o makama Ruhavi demişlerdir” diye yazar. Evliya Çelebi Seyahatnamesinden seçmeler, Atsız,Ötüken Yay. Ankara 2011 (2) Segal, sh. Age. sh, 103, Urfa Kalesinde yer alan bu mektup/kitabe bugün kayıptır. Bu mektubun/kitabenin fotoğrafı Yasin Küçük, Mazideki Şehir Urfa adlı kitabında yayınlanmıştır. Kişisel Yayın Haziran, İstanbul, 2013 (3) Ali Öngül, Urfa Tarihi, İslam Fethinden Osmanlı Hâkimiyetine Kadar, sh.5, Manisa 2004 (4) Abdullah Ekinci, Kazım Paydaş, Taş devrinden Osmanlıya Urfa, sh.55,

(5) Ali Öngül, age. sh.7

(6) El Belâzuri, age. sh.247

(7) El Belâzuri, Futuhul Buldan, Sh.248,249 Çev. Mustafa Fayda, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. Ankara, 1987

(8) Harnaniler yahut Harraniler gerçekte aya, yıldıza tapan Sabiilerdir.

(9) El Belâzuri, age. Sh.250 Bu mektubun bir başka versiyonu ise şöyledir: “Bu, İyâd b. Ganem'in ve Müslümanlardan yanındakilerin er Ruhâ halkına mektubudur. Ben, onların canları, malları, çocukları, kadınları, şehirleri ve değirmenleri için eman verdim; şu şartla ki onlar, üzerlerindeki hakkı ödesinler. Köprülerimizi tamir etmeleri, yollarımızı şaşıranlara yol göstermeleri de onlardan istediğimiz diğer şeylerdir. Allah, melekleri ve Müslümanlar şahid oldu.” (El Belâzuri, age. sh.250)

DİPNOTLAR

(10) “Ebu Ubeyde'nin göndermiş olduğu İyad b. Ganem er-Ruha'yı (Urfa) fethedince, yağız bir atın üzerinde şehrin kapısı önünde durdu. Urfalılar onunla mabetleri ve çevresindekiler kendilerinde kalmak, mevcut olanlardan başka kilise inşa etmemek ve Müslümanların, düşmanlarına karşı onlara yardım etmeleri şartıyla anlaştılar. Kendilerine şart koşulan şeylerden birini yerine getirilmeyecek olursa himaye edilmeyeceklerdir. El Cezire halkı er Ruhâ halkının dâhil olduğu şartları kabul ettiler.”(El Belazuri,Futuhul Buldan, sh.247)

(11) El Belâzuri, age. sh.255

(12) Yakatü'lHamevi,Mu'camu'l Buldan, II,135.Bu şiir Arapçadan Türkçeye tarafımdan tercüme edilmiştir.

(13) İbni Esir,Üsdülgabe, IV,14.,Mehmet Akbaş, age. sh.122,123, Abdülaziz Kutluay, İslam Tarihinde Şanlıurfa, sh.419-421, kişisel Yay. Urfa, 2012

(14) El Belazuri, age. sh.143, İbn Hacer el Eskalani, el İsâbe, sh.3/53, İbniEsakir, TarihülDımeşk, 24/378, ibnSaad,Tabakatül Kübra

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRx
Urfaspor Bal Kes deplasmanından puan ile dönüyor
Urfaspor Bal Kes deplasmanından puan ile dönüyor
26 adrese yapılan baskında 20 kişi gözaltına alındı
26 adrese yapılan baskında 20 kişi gözaltına alındı