Urfa’lı Nabi Divan edebiyatına adını altın harfle yazdırdı

Urfa’lı Nabi Divan edebiyatına adını altın harfle yazdırdı

Asıl adı Yusuf'tur. Yaşadığı dönemde "Ekmel-i Şu‘ârâ-yı Rum" ve "Melik-üş Şu‘ârâ" diye anılmıştır. Osmanlı dönemi şiirinin temel taşlarından biri olan Nâbi, Divan Edebiyatına yenilik getirmiş ve onun "Hikemiyat" tarzı şiirleri  ekol olmuştur. Urfa'da doğan Nâbi'nin doğum ta­rihi kesin değildir.

Urfa’lı Nabi Divan edebiyatına adını altın harfle yazdırdı
10 Ekim 2016 - 10:16
Reklam

Ama şiirlerinden ve yazdıkla­rından anladığımız kadarıyla çocukluk ve gençlik yılları Urfa'da geçmiştir. Prof.Dr.Abdülkadir Karahan'ın biyografik incelemesinde Nâbi'nin do­ğum tarihi olarak 1052 (1642) tarihi üzerinde du­rulmaktadır. Ahmet Kabaklı'nın Türk Edebiyatı ki­tabında 1640 olarak geçmektedir. Ayrıca şairin Evlâd-ı Resûl olduğu şiirlerine dayanılarak ortaya atılmıştır. Nâbi, 1665 yılında 24 yaşında genç bir şair olarak İstanbul'a gitmiştir. İstanbul'a gidişinden sonra şöhret olmuştur. Urfa'da yaşadığı dönemde çok iyi bir medrese eğitimi aldığı eserlerinden anla­şılmaktadır. Nâbi'nin Urfa'da geçen yılları hakkında hiçbir şey bilinmemektedir. Yalnızca Nâbi'nin Urfa'yı sevdiği, Urfa üzerine gazeller yazdığı bilin­mektedir. Nâbi'nin Urfa'da yaşadığı yılları yorum­layan Bedri Alpay, şunları söylemektedir: "Ulu Camii Mahallesi'nde doğmuştur. Hacı Gaffarzâdeler'dendir. Babasının adı Mustafa olup, ticaret ve ziraatle uğraşmıştır. Ailesi Urfa'nın köklü ailelerindendir. Okuma ve yazmayı kimden öğren­diğini bilmiyoruz. Fakat esaslı bir bir tahsil gör­düğü muhakkak. Bunun gibi Urfa'da hangi medre­sede okuduğunu da öğrenemedik. Zamanının en ünlü medresesi olan Halil-ür Rahman Medresesi'nde okumuş olabilir. Bununla beraber havuz başı veya küçük attar pazarı denilen yerde attariye eşyası sattığını öğrendik. Daha sonra ilim ve edebiyatı tercih ederek dükkânı terkettiği söyle­niyor. Medresede Arapça, Farsça, Tasavvuf, Felsefe, Arûz, Beyan ve Bedii ilimlerini öğreniyor."   Yine  Bedri Alpay'ın yazdığına göre şeyhi Yakup Kalfa'nın tavsiyesi üzerine İstanbul'a gitmiştir.

"Eski edebiyatımızda çok az şair  ekol sahibi ol­muştur. Bunlardan biri de Nâbi'dir. Nâbi ile beraber eski edebiyatımızda Fuzûli ekolu, Baki ekolu, Ruhi ekolu... gibi ekollerden de bahsedebiliriz. Bunlar içersinde kendisinden sonraki şairler üzerinde ağır­lıklı olarak etkisi olanlardan biri, belki de birincisi Nâbi'dir. Nâbi'nin tarzını sürdüren, onu üstad ola­rak tanıyan şairlerden ilk akla gelen şunlardır: Bosnalı Alâaddin Sabit, Diyarbekirli Hami, Seyyid Vehbi, Çelebizâde Asım, Arpaeminizâde Sami, Koca Ragıp Paşa, Fıtnat Hanım, Haşmet, Sünbülzâde Vehbi, Keçecizâde ızzet Molla, Ziya Paşa vs.

Nâbi ekolunun özelliklerine gelince, onun hi­kemi tarz ya da hikemiyât diye adlandırılan tefek­kür ve hikmete yönelik şiirinin özelliğini, genel ola­rak, devrini çok yakından ilgilendiren sosyal ve si­yasi olayların bilgece formüle edilmesi, halkın di­linde yıllar yılı söylene söylene klişeleşmiş atasöz­leri, deyimler kelâm-ı kibarlar gibi konuları içerir. Şüphesiz bu çerçevenin dışında kalan şiirleri de vardır. Ancak Nâbi şiiri denince ana hatlarını bu şekilde çizmek mümkündür." 

"Nâbi'nin dil bilgisi, kültürü, sohbeti hakkında bilgi veren ve onun bu hususlarda en önde gelen­lerden biri olduğu belirten eserlerden Vakayiu-Fuzala'daki bilgiler dikkat çekicidir. Orada şairimi­zin, sohbetinin lezzeti, külfetsiz olduğu, kendisinin seri‘ül-i intikal, bedi‘il irticâl, gayet güzel ve tatlı konuşan bir zat olarak tanındığı belirtildikten sonra kültür bakımından devrinde tek, hususiyle Farsça ve edebiyat bilgilerinde eşsiz sayılmaya layık bu­lunduğu açıklanmaktadır. Yusuf Nâbi'nin ayrıca musiki ile de meşgul olduğu, hatta bestekârlığının da hatırlanması gerektiğine de işaret etmek gerekir. Şeyhülislâm  Mehmet Esad Efendi (1685-1753), Atrab-ül Asar fi Tezkireti Urafai'l Ebrar isimli yüz kadar bestecinin biyografisini kapsayan eserinde Nâbi de yer almaktadır. Onun Ruhâvi  makamında -usûl-i nim-devir'de- şöyle başlayan gazelini başa­rılı bir şekilde bestelediğine de temas edilmektedir:

Ruhunda bâdeden yarın ki ab u tâb olur peyda

Derunumda benim bir ma‘den-i simab olur peyda

Geleneksel Urfa müzik kültüründen doğal ola­rak beslenmiş olan Nâbi'nin, Diyarbakırlı Seyyit Yahya'dan musiki dersleri aldığı söylenmektedir. Hanefi mezhebine bağlı olan Nâbi, aynı zamanda ehl-i tarik biridir. İstanbul'daki hayatından sıkılarak 1680 yılında Halep'e yerleşmiştir. 1700 yılında Baltacı Mehmed Paşa Halep valiliğinden alınarak İstanbul'a giderken Nâbi'yi İstanbul Başmuhasipliğine tayin etmiş ve yanında götür­müştür. Bu arada hocalık ta yapan Nâbi 1712 yı­lında vefat etmiş ve Karacaahmet Mezarlığı'na def­nedilmiştir. Mezarı, 1986 yılında Şanlıurfa Belediyesi tarafından anıtmezar haline getirilmiştir.

Eserleri şunlardır: Türkçe Divân, Hayriye, Hayrâbâd, Tuhfe-i Dilkeş-i Nâbi, Tuhfet'ül Harâmeyn, Tercüme-i Hadis-i Erbâ‘in, Zeyl-i Siyer-i Veysi, Münşeât, Fetihnâme-i Kamâniçe, Surnâme, Gazânâme, Farsça Divânçe'dir.

Şiirlerinden Örnekler

Gazel

Virmezdi kimse kimseye nan minnet olmasa

Bir maslahat görülmez idi rüşvet olmasa

 

Halkun miyanesinde bulunmazdı ittihad

Meşreblerinde rabıta-i hisset olmasa

 

Kendü vücuduna bile giymezdi malı halk

Kasd-ı nümayış ü şeref ü şevket olmasa

Yok bi garaz mu‘amele-i ehl-i zamanede

Kimse ibâdet  etmez idi cennet olmasa

 

Tahsil-i ilmin üstüne tercih ider mi nas

Tahsil-i mal vasıta-i rif‘at olmasa

 

ıtmez zuhur asrda bir kimseden kerem

Zımmında kasdi da‘iye-i şöhret olmazsa

 

Kemyab idi miyan-ı le'imanda imtizac

Mabeynde alaka-i cinsiyet almasa

 

Bakmazdı kimse ayine-i sâfâ Nâbiya

Hodbinlik alakasına alet olmasa.

 

Muhammes

Bu gülistanda benimçün ne gül ne şebnem var

Bu çarşude ne dadu sited ne dirhem var

Ne kudret ü ne tasarruf ne biş ü ne kem var

Ne kuvvet ü ne teayyum ne zahm ü merhem var

Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var

 

Vücûd cud-i ilâhi hayat bahş-i kerim

Nefes atiyye-i rahmet kelam fazl-ı kadim

Beden bina-yı Hüda ruh nefha-i tekrim

Kuva vedia-i kudret havas vaz-i hakim

Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var

 

Bu kârhânede bir başka kâr ü barım yok

Ne varsa cümle anındır bir özge varım yok

Cihana gelmede gitmekle ihtiyarım yok

Benim benim diyecek elde bir medarım yok

Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var

Zemin bisat-i kader çerh hayme-i azamet

Nücum-i sabit ü seyyar meş‘al-i kudret

Cihan netice-i cud-i hazain rahmet

Sahaif-i suver-i kevn nüsha-i hikmet

Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var

 

Vücud ariyetidir hayat emanettir

ıbade da‘vi-i mülk iddia-yi şirkettir

Kulun vazifesi teslimdir itaattir

Bana kulum dediği lütfdur inayettir

Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var

 

Benim fakir-i tehidest cud Hakkındır

Adem benim sıfatımdır vücud Hakkındır

Zuhur ü hestiy ü bud ü nebud Hakkındır

Temaavvüc-i yem-i gayb ü şühüd Hakkındır

Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var

 

Nasibsiz alamam rızkı huşk ile terden

Ne asman ü zeminden ne bahr ile berden

Gelir mukadder olan o denlü nukre vü zerden

Ziyade kabzedemem rızkımı mukadderder

Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var

 

Sâbahı şam ü şeb-i tireyi nehar edemem

Hevayı ateş ü ab-ı haksar edemem

Sipihri sakin ü kühsarı bikarar edemem

Hazanı kendi muradımca nevbahar edemem

Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRx
Viranşehir'de 4 terörist ölü ele geçirildi
Viranşehir'de 4 terörist ölü ele geçirildi
Viranşehir'de Çatışma
Viranşehir'de Çatışma