Urfalı Mukım Tahir ve Mozart’ın Kader Benzerliği
Reklam
Reklam

Urfalı Mukım Tahir ve Mozart'ın Kader Benzerliği

Folklor Araştırmacı Abuzer Akbıyık, Avusturyalı Mozart ve Urfalı Mukım Tahir kader benzerliğini, ikisininde mezarının yerinin belli olmaması, hayatları ile ilgili bir araştırmasını kaleme aldı.

03 Eylül 2017 - 23:29 - Güncelleme: 08 Eylül 2017 - 00:56

ŞURKAV Dergisinde Folklor Araştırmacı Abuzer Akbıyık, Avusturya’da 1756-1791 yılları arasında yaşamış olan Mozart ve Urfalı Mukım Tahir kader benzerliğini, ikisininde mezarının yerinin belli olmaması, hayatları ile ilgili bir araştırmasını kaleme aldı.

Coğrafyalar Farklı Olsa da, Pekçok Sanatçının Kaderi Aynı

Avusturya’da 1756-1791 yılları arasında yaşamış olan Mozart, Klasik Batı Müziği'nin, en üretken ve en etkili bestekârlarından biridir. Eserleri dünyanın sayılı orkestraları tarafından seslendirilmektedir. Televizyonda farklı ülkeleri ve kültürleri tanıtan programları izlemeyi severim. Geçenlerde  farklı ülkeleri, farklı kültürler ve yaşam tarzlarını ekrana getirdiği “Aş Kendini” adlı programı izliyordum. Programda Sunucu Viyana’yı tanıtırken, ünlü besteci Mozart’ın evine gidiyor, bulunduğu mekânı, Mozart’ı ve eserlerini anlatıyordu. Sunucu cümlelerinin sonunda ise şöyle diyordu

“Mozart son on yılı Viyana’da geçirmiş ve en önemli eserlerini bu evde yapmış. Ölümünde fakirlere uygulanan bir cenaze töreni yapılmış. Cenazesine 5-6 kişi katılmış çok yağmur yağan bir günde dilencilere ait yere gömülmüş. Mezarının yeri bilinmiyor.” Hazin bir son, fakat coğrafyalar farklı olsa da pek çok sanatçının kaderi aynı.

Mezarının Yeri Bilinmeyen İki Sanatçı: Avusturyalı Mozart, Urfalı Mukim Tahir

Mozart’ın bu hayat hikâyesini dinleyince aklıma İbrahim Tatlıses’e şöhret kapılarını açan “Ayağında Kudura” türküsünü ve daha birçok eseri 1940 yılında taş plaka okuyan Urfalı müzik ustası Mukim Tahir’in hazin ölümü aklıma geldi. Avusturyalı Mozart’la, Urfalı Mukim Tahir arasında birçok benzerlikler olduğunu fark ettim. Her ikisi de sanatçı olan Mozart ve Mukim Tahir’in; içkiye olan düşkünlükleri, yoksulluk içinde ve genç yaşta ölmeleri, hanımlarının hastalıktan ölmesi, yağmurlu bir günde gömülmeleri, cenazelerine birkaç kişinin katılması, fakirler mezarlığına gömülmeleri ve en çarpıcısı da mezarlarının yerinin bilinmemesi gibi benzerlikler gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti.

Mukim Tahir’in hayatını kendi araştırmalarımdan Mozart’ın hayatını da çeşitli kaynaklardan elde ettiğim bilgiler ışığında iki sanatçının hazin öyküsünü sizlere anlatmaya çalışacağım.

MUKİM TAHİR (1900- 1946)

Urfalı Mukim Tahir (Duran), müzik ustasıdır. İbrahim Tatlıses’e şöhret kapılarını açan “Ayağında Kundura” türküsünü 1940 yılında Taş plaka okuyan ses ve saz sanatçısı ve kaynak kişidir. Kendine has tavırla okuması ve bağlama çalması, çok geniş bir şarkı, türkü, gazel, hoyrat repertuarı, makamları bilmesi ve sesinin güzelliği ile herkesin kabul “Usta” olarak kabul ettiği Şanlıurfalı bir sanatçıdır. Türkiye Radyo repertuarına birçok türkü kazandıran kaynak kişidir.

Tenekeci Mahmut Güzelgöz dâhil dönemin pek çok müzisyeni, Mukim Tahir’den etkilenmiş ve istifade etmiştir.

Okuduğu Eserlerle Müzik Tarihine Damgasını Vurmuştur. Mukim Tahir’in ilk ses kayıtları 1938 yılında derleme gezisi için Urfa’ya gelen Muzaffer Sarısözen tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu derlemede kendi sesinden “Çarşıda nişe”,”Bu pınar eşme pınar”, “Abdo’nun mezarı”, “Hava Havayi deli gönül” eserleri kaydedilmiştir.

Mukim Tahir, ömrünün son yıllarında 40 yaşının üzerinde iken İstanbul’a giderek üç taş plak yapmıştır. Birçokları gibi bizler de Mukim Tahir'i ancak bu plaklarındaki sesinden tanımaktayız. Okuduğu plaklarda yöresinin üslup ve ağzını aynen muhafaza etmiş, sesinin tüm özelliklerini kullanarak ustalığını ispat etmiştir. Plağa okuduğu eserleri daha sonraki yıllarda okuyan sanatçılar, onun tavrında okumaya çalışmışlardır. Ömrünün son yıllarında doldurulmuş olsa bile, plaklarındaki sesi bugün dahi dinleyenleri etkilemektedir. “Ayağında kundura”, “Kapıyı çalan kimdir”, “Hüsnün senin”,”Elleri pambuğ”, “Kırmızı kurdele”, “Yara sızlar” Mukim Tahir’in Plaka Okuduğu eserlerdir.

Mukim Tahir, Urfa Halk müziğinde sanatçı kimliği yanında, önemli bir kaynak kişidir. Urfa halk müziği repertuarında mihenk taşı olan ve günümüzde sevilerek okunan pek çok türkü kendisinden derlemiştir. Mukim Tahir’den derlenerek TRT Repertuarına alınan Urfa türküleri şunlardır” “Ayağında kundura”,“ Çay içinde adalar”,”Gele gele geldik bir kara daşa”,”Güvercin vurdum kalkmaz“, “Kapuyu çalan kimdir“, “Kırmızı kurdele“,“Pınara varmadın mı“, “Hüsnün senin ey dilber nadide kamer mi“, “Yaram sızlar“(4)

Mukim Tahir’in taş plaka okuduğu eserler, İbrahim Tatlıses, Zeki Müren, Kamuran Akkor, Huri Sapan, Mustafa Sağyaşar, Nuri Sesigüzel, Seyfettin Sucu, Mehmet Özbek ve Münevver Özdemir pek çok ünlü sanatçı tarafından plak ve CD‘lere okunmuştur.

Zenginlikten fakirliğe uzanan bir hayat…

1900 yılında Urfa'nın Bıçakçı Mahallesi’nde doğan Mukim Tahir, memlekette sevilen ve sözleri geçen varlıklı bir aileye mensuptu. Ailesinin elinde çok geniş ve verimli araziler vardı. Mukim Tahir’in çocukluk ve gençlik yılları bolluk ve zenginlik içinde geçmiştir. Mukim Tahir, güzel giyinen, iri yapılı, uzun boylu, kaytan bıyıklı, esmer ve çok yakışıklı biridir. Hoşsohbet biri olup fıkralar, hikâyeler anlatarak sohbetini, konuşmalarını süsleyen, gayet hürmetkâr, bir çocuğa bile hürmet eden bir kişiliğe sahiptir.

Arazi anlaşmazlığı yüzünden bir arkadaşı ile birlikte amcasını öldürür. Çevresinde çok sevilen, sayılan, sanatçı ruhlu bir kişi olduğundan Mukim Tahir’in cinayet işlediğine kimse inanmak istemez. Urfa cezaevinde hapis yatar. Cumhuriyetin onuncu yıl affından yararlanarak hapisten çıkar. Hanımı bu hadise üzerine hastalanıp verem olur ve ölür.

Hapse girmesi ve hanımının ölümünden sonra yaşantısı bozulur, sefahate dalar. Akşam nerde sabah orda, günlerce evine uğramaz. Elinde olan araziyi ve mülklerini peyderpey satarak harcamaya başlar. Birkaç sene içerisinde hem mal varlığını kaybeder, hem alkolün pençesine düşer. O artık; yalnız ve yoksul bir adamdır.

“Kapuyu Çalan Kimdir“ Adlı Türküsü

Mukim Tahir’in hanımı İnce hastalığa (verem) yakalanmıştır. İlgisizlik bakımsızlık nedeniyle hanımının hastalığı da gün be gün artmaktadır. Mukim Tahir bir müzik meclisinde iken hanımının ağırlaştığı haberini alır. Eve geldiğinde kapı çalar. İçerden iniltili bir şekilde “Kapıyı çalan kimdir, aç bakım gelen kimdir” diyen hanımının sesini duyar.

Mukim Tahir içeri girer, Hanımın yanına oturur. Hanımı çok hastadır ve ölüm döşeğindedir. Hastalığın şiddeti ile inlemekte olan Hanımı, bir müddet sonra da vefat eder. Hanımının ölümü kendisini yıkar. Hanımıyla yeteri kadar ilgilenmediği için kahrolur, fakat iş işten geçmiştir. Hanımının, yatağında inlerken, söylediği sözler Tahir’e çok tesir eder, onu duygulandırır. Ve dilinden “Kapıyı çalan kimdir / Aç bakım gelen kimdir / Yaram derine düştü / Belki gelen hekimdir“ türküsünün ezgileri dökülmeye başlar. Daha sonra bu eseri taş plaka okur. O günden bu güne ”Kapuyu çalan kimdir” türküsü okunduğunda, bu acıklı öykü akla gelir.

Ünlü Fakat Mezarının Yeri Bilinmeyen “garip” Bir Sanatçı…

Mukim Tahir çok zengin iken fakir düşmüştür. Mukim Tahir, zengin iken fakirliğe düşmesini bir türlü içine sindiremez ve bu halinden çok sıkılır. 1945 yılında Zonguldak'a bağlı Yenice Kazasında müteahhitlik yapan arkadaşı Herrem Nuri, kendisini çalışmak üzere yanına çağırınca, tereddüt etmeden Zonguldak’a gider. Kendisini uğurlamaya gelenlere " Urfaya bir daha dönmeyeceğim" der, dostlarıyla helalleşir. Hakikaten de bir daha Urfa’ya dönmez. Gittiği yerde vefat eder, Mukim Tahir’den önce Yenice’ye çalışmaya giden Urfalı Köşker Hacı Mustafa Nacar, Mukim Tahir için "Onun yaşantısı kadar ölümü de hazin oldu deyip bize şunları anlatmıştır"Biz Zonguldak'ın Yenice Nahiyesinin Cebeci mevkiinde bulunan bir köyde, tren yolu işinde çalışmaya gittik, Mukim Tahir de bizden iki üç gün sonra oraya çalışmak üzere sazıyla birlikte geldi..Memleketten ayrılmanın hasretinden olsa gerek çok dalgın ve düşünceliydi. Hasta ve bitkin bir vaziyetteydi ve geldiğinin üçüncü günü çok rahatsızlandı. Yerimiz ilçeye yaya olarak bir saat mesafedeydi, ilaç almak üzere ilçeye gitmeye hazırlanırken vefat etti. Cenazeyle ilgili gerekli hazırlıkları yaptık, defnetmek üzere yakınımızda bulunan köyün mezarlığına götürdük. Mezarlık yeri, zemini yumuşak toprak olan tepelik bir yerdi. Toprağı kazdık ama sert bir zemin bulamadık ve açtığımız çukura gömdük, etrafına bir iki tahta koyduk. Yağmur yağıyordu ve toprak atınca tahtalar yıkıldı. Öylece üzerini kapattık. Çok üzüldük, memleketin en meşhur ve en zengin insanını, memleketinden yüzlerce kilometre uzak bir köyde, mezar bile olmayan bir çukura gömdük. Öldüğünde cebinde on para çıkan Mukim Tahir’in bu şekilde ölümüne çok üzüldük, moralimiz bozuldu, biz de dayanamayıp birkaç gün sonra Urfa’ya döndük”

İşte, "Ayağında kundura" türküsü gibi meşhur birçok türkünün bestekârı, ünlü ses sanatçısı Mukim Tahir’in gömüldüğü yer-bugün için- bilinmediğinden mezarı kayıptır.

Mukim Tahir’in mezarının bulunması için araştırma yaptık, birçok kişi ile görüştük. Mezarını gördüm diyen kişi ile girişimde bulunduk, “gördüm” denen mezarlıkta inceleme yaptırdık fakat mezarın izine rastlayamadık

MOZART (1756-1791)

Wolfgang Amadeus Mozart(7), Klasik Batı Müziği'nin, en üretken ve en etkili bestekârlarından biridir. Yapıtları, senfonileri, konçertoları, oda orkestralarını, piyanoyu, operayı ve korolu müzikleri etkilemiştir. 35 yıllık ömrüne 626 eser sığdırmıştır. Mozart, Avrupalı bestekârların en popülerlerindendir ve birçok eseri standart konser repertuarlarında kullanılır. Günümüzde müzik tarihinin en büyük dehalarından biri olarak kabul görmüştür. “Figaro’nun Düğünü”, “Sihirli Flüt”, “Saraydan Kız Kaçırma”, “Don Juan” ünlü eserlerinden birkaçıdır. 1759 yılında Avusturya’nın Salzburg şehrinde doğmuştur. Küçük yaşından itibaren müziğin içinde olmuş gerek besteci gerekse icracı olarak birçok kez Avrupa turnesine çıkmıştır. Mozart için Türklerin ayrı bir önemi vardır, Türkler için de Mozart'ın. Mozart Türklerle, müzik ve töreleriyle gençlik çağlarıyla başlayarak ilgilenmiştir. Osmanlıların Viyana'yı kuşatması sırasında ve sonrasında, Avrupalılar, özelliklede de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun yurttaşları Türklerle yakın ilişkilere girmiştir. Klasik dönemde kuşkusuz Türk adını müzikte en çok duyuran besteci Mozart’tır. Sonat, konçerto, opera ve balelerinde Türk vurma çalgılarını ya da renklerini kullanmıştır. 1775’de yazdığı “Türk Marşı” ile 1782’de yazdığı “Saraydan Kız Kaçırma” operası bunların içinde en ünlüleridir. Mozart’ın mezarının yeri öğrenilememiştir. Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzelmemiş, yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekmiştir. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davranmışlardır. Kendisi dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalışmıştır. Arkadaşlarından birçok kez borç almıştır ve pek çok borcu ödenmemiş şekilde ölmüştür. Mozart, Constanze isminde bir kıza âşık olmuş ve onunla evlenmiştir. Karısı da hastalanmış, durmadan ilaç, doktor parası gerekmiştir. Mozart maddi sıkıntılar içinde bunalacak hale gelmiş, 9 yıl sıkıntı içinde bocalamıştır. Para kazanmak için sürekli konser turnesine çıkmıştır. Devamlı konserler de zaten zayıf olan bünyesini daha da yormuştur. Mozart 35 yaşına bastığında ölüm korkusu bütün benliğini sarmıştır. Esrarengiz bir yabancı ondan pek yakında ölecek bir hasta için bir ölüm marşı bestelemesini istemiştir. Mozart bu pek yakında ölecek hastanın kendisi, ondan marş isteyenin de Azrail’in ta kendisi olduğunu sanmış, bu düşünceyi bir türlü aklından silememişti. Mozart otuz beş yaşında ölüm marşını bitiremeden Viyana'da vefat etmiştir. Ölüm marşı öğrencileri tarafından tamamlanmıştır. Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırılmıştır. Rivayete göre, Mozart’ın cesedi, hastalığı ve yoksulluğu sebebiyle, tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişi katılmıştır. Bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömülmüştür. Karısı Constanze de hasta olduğu için Mozart’ın cenazesinde bulunamamıştır. Birkaç gün sonra kocasının mezarını aradığı zaman mezarcı ona bu adda bir kimseyi tanımadığını söylemiştir. Mozart’ın nerede gömülü olduğu hala bilinmemektedir. Yalnız ölümünden bir süre sonra Viyana’da boş bir mezarın üzerine bir anıt dikilmiş ve burası Mozart’ın mezarı olarak ilan edilmiştir.

SANATÇILAR TOPLUMUN ÇİÇEĞİDİR

Ankara’da düzenlenen “Popüler Kültür ve Edebiyat, Ozan ve Müzisyenlerin Durumu” konulu sempozyumda ”Kültür ve sanatla uğraşanlar fakir kalır.” Başlıklı bir bildiri sunmuştum. Ha Avusturyalı Mozart, ha Urfalı Mukim Tahir, her ikisi de kaderi aynıdır. Aradan yıllar geçmiş olsa da bu sanatçıların eserleri halkın gönlündedir, dilindedir, fakat Mozart’ta, Mukim Tahir’de yaşantısında maddi sıkıntılar çekmiş ve yoksulluk içinde vefat etmiştir, mezarlarının yeri dahi belli değildir.

Sanatçılar, Hayattayken Korunmalı,

Gözetilmeli, Desteklenmelidir. Zaman zaman ünlü sanatçılarla ilgili anma geceleri düzenlenir. Hayatı hikayesi, müzik kültürümüze katkıları anlatılır, eserleri seslendirilir. Bu gecelere pek gitmek istemem, gitsem de çoğu kez içim sızlayarak dinlerim konuşulanları. Mesela 11adet sinema filminde başrol oynamış, 300’ün üzerinde plak yapmış Cemil Cankat anma gecesinde, ömrünün son yıllarında bükülmüş beli ile Urfa’da taksi şoförlüğü yapan Cemil Cankat hatırıma gelir üzülürüm.

TRT’ pek çok türkünün kaynak kişisi, Kültür Bakanlığı’nca kendisinden 324 Urfa türküsü derlenen Ünlü Müzik Ustası Urfalı Kaynak kişi ve Tenekeci Mahmut ile ilgili gecede, onun geçim sıkıntıları, onbir çocuğunu geçindirmek için hayat mücadelesi aklıma gelir. “İbo Show” ve pek çok televizyon programında yer alan, “Eşkıya” dâhil pek çok sinem filminde türküler ve gazeller seslendiren, kasetleri ve CD’leri ile ünü yurt dışına taşmış Gazelhan Kazancı Bedih Gecesinde, maddi imkânsızlığı nedeni ile kaloriferli bir evde oturamadığı, katalitik sobada ölümü aklıma gelir hüzünlenirim, ağıt boğazıma çöker.

Çiçek, kukusuyla, rengiyle hayatımıza güzelleştirir, sağladığı faydalarla bedenimizi iyileştirir, havamızı temizler. Böylece “çiçek” önemlidir ve hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. “Sanatçılar da toplumun çiçeğidir”. Ürettikleri eserlerle hayatımıza renk katar, zenginleştirir, güzelleştirir, ruhumuzu iyileştirir, dertlerimize derman olur. Bu nedenle Kültür, sanat, folklor, edebiyat ve müziğe emek veren, kültür ve sanat hayatımızın gelişmesi, zenginleşmesi için bir ömür harcayan gerçek sanatçılar, hayattayken korunmalı, gözetilmeli, desteklenmelidir. Ancak bu şekilde yeni fidanlar yetişir ve çiçek açar.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • cafer mutlu
    2 hafta önce
    gürültü patırtıyı müzik diye yutan milletimiz,böyle gerçek sanatçılarımızı görmezden gelmiştir.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Viranşehir Devlet Hastanesinde Bilgilendirme Toplantısı
Viranşehir Devlet Hastanesinde Bilgilendirme Toplantısı
15 Temmuz Şehitleri Cami ibadete açıldı
15 Temmuz Şehitleri Cami ibadete açıldı