UYGAD Şanlıurfa Çocuk İstismarı ile İlgili Rapor Hazırladı

UYGAD Şanlıurfa Çocuk İstismarı ile İlgili Rapor Hazırladı

Uygad Şanlıurfa Çocuk İstismarı Ve İğfalleriyle İlgili Rapor Hazırladı. İşte Hazırlanan O Rapor

10 Temmuz 2018 - 14:28

Uygad Şanlıurfa Çocuk İstismarı Ve İğfalleriyle İlgili Rapor Hazırladı. İşte Hazırlanan O Rapor Son zamanlarda ülke gündemine oturan çocuk istismarı, çocuk tecavüzleri, iğfalleri ve bu olaya karışmış tarafların karşılaştığı durumlar, sosyal etkenler, aile baskıları, hukuki ve cezai müeyyideler ülkemizde işleyişi ve halk bazında olması gereken ve istenilen şartlar aşağıda ki gibidir. Bilgilerinize arz ederiz.

Raporumuzun girişinde insan sağlığıyla ve ruhsal yapıyla alakalı olarak bu tür müessif olaylara sebebiyet veren kişilerdeki anatomik yapı aile hekimi Dr. Emine Kırkpınar’dan aldığımız bilgiler aşağıya çıkarılmıştır.

Psikopat suçlularda yapılan beyin incelemeleri, bu kişilerde çoğunlukla az çalışan bir ön beyin ve normalden oldukça küçük bir amigdala olduğunu gösteriyor. Bu yapıların her ikisi de gelişim dönemindeki streslerden çokça etkileniyor ve bu nedenle gelişimleri gecikebiliyor. Her ne kadar genetik olarak bir etkilenme faktöründen söz edilebilse de böyle bir beyne sahip olmak suç işlemeyi her zaman gerektirmiyor. Örneğin, bu konularda dünyanın önde gelen araştırmacılarından biri olan Dr. JimFallon, kendi beyin taramasını yaptırdığında ailesindeki birçok kişi gibi “ön beyin zafiyeti” denilebilecek bir durumla karşılaşmış. Fakat yaşadığı hayat ve bilimsel çalışmalarıyla meşgul zihni, onun bu zafiyetinin olumsuz bir şekilde ortaya çıkmasına engel olmuş görünüyor.

Sürekli şiddete eğilimli, kişilik bozukluğundan mustarip insanlar, diğer insanlara sistematik olarak şiddet uygulamaktan tutun cinayete, hatta seri cinayetlere varan farklı suçlarla gündemimize sık sık düşüyorlar. Bu insanların birçoğunun ortak özelliği, toplumsal davranışları sağlıklı bir biçimde icra edebilmemize imkân veren ön beyin ve “amigdala” bölgelerinin iyi çalışmaması. Yine ön beyin bölgelerine ait medialfrontal korteks, orbitofrontal korteks ve anteriorsingulat korteks gibi bölgelerin de suçlu insanların beyinlerinde farklı işlediğini gösteren birçok kanıt var.

2002’de ABD’nin Virginia eyaletinde 40 yaşında bir öğretmen, çocuk pornosu izleme ve üvey kızını taciz etme suçlarından tutuklanmıştı. Hapse gönderilmeden bir gece önce korkunç bir baş ağrısı ile hastaneye başvuran öğretmen, aynı zamanda tecavüze yeltenmiş olabileceğini de itiraf etmişti. Doktorlar yaptıkları muayene sonucunda beyninin ön-alt bölgesini (orbitofrontal korteks bölgesini) etkileyen bir tümör buldular. Ameliyatla tümörün alınmasından sonra öğretmen, ahlaki olarak hızla normal hayatına geri dönmüştü. Bunun gibi birçok kayıtlı vaka, insanların işledikleri suçların hukuki olarak değerlendirilmesinde tıbbi bilginin ne kadar önemli olabileceğini gösteriyor.

Peki, bu insanlar hastaysa yahut beyin devreleri iyi çalışmıyorsa yaptıkları kötü işlerden ve işledikleri suçlardan ne kadar sorumlular acaba?

Amerika Birleşik Devletleri mahkemelerinde 2007’de mahkemelere sunulan “sinir bilimsel” kanıtlar 117 davada gündeme gelirken, 2011’de bu sayı 1500’ü geçmiş durumdaydı. Konu hâlâ sıcaklığını koruyan bir “hukuk felsefesi” konusu ve kafalar hâlâ çok net değil. Net olan bir tek şey var ki sinirbilim bilgimiz geliştikçe hukuk anlayışımızda da ciddi değişiklikler yapmamız gerekecek.

Beyin bilimlerinin bu önemli bulgularının başka sonuçları da var. Mesela, hapishanelerdeki olumsuz koşulların insanların beyinlerinde bazı değişiklikler yaptığını biliyoruz. Özellikle hücre hapsi gibi uzun süreli tecrit durumlarında insani ilişkilerden iyice uzaklaştırılan mahkûmlarda yine beynin ön bölgesinin etkinliği azalıyor ve amigdala bölgelerinde küçülmeler meydana geliyor. Zaten bu beyin bölümlerinin yetmezliğinden dolayı suça yatkın olan birçok insan, olumsuz hapishane koşulları altında daha kötü bir zihinsel duruma düşüyorlar. Cezaları bittikten sonra sıklıkla ve maalesef daha da gaddarca eylemlerle başka insanların canını yakarak genellikle tekrar cezaevine dönüyorlar. Cezaevlerinin rehabilitasyon işlevinin bu bağlamda hızla gözden geçirilmesi gerekiyor; zira günümüzde gerek ön beyin zafiyeti gerekse amigdala yetmezliği gibi durumlarda kullanılabilecek birçok eğitim ve gelişim tekniği mevcut. En azından hapishanedeki insanlar üzerinde denenebilecek bu tip eğitici çalışmalar, hapishanelerin işlevlerini yerine daha iyi getirmesini sağlayabilir.

Hepsinden önemlisi, bir insanın hukuken suçlu olup olmadığının değerlendirilmesinde bu tip sinir bilimsel verilerin nasıl kullanılacağı meselesidir. Günümüzde işlevsel beyin görüntüleme yöntemleri gibi araçların oldukça geliştiğini düşündüğümüzde bahsedilen sorunlara yaklaşımların da tamamen değişmesi gerekiyor. Fakat insan, alışkanlıklarını kolayca değiştiremediğinden bu konuda daha fazla gündem yaratmaya devam etmemiz gerekmekte. Bu sorun, dünyanın gelişmiş ülkelerinde en ateşli tartışma konularından biri ve ülkemizde de artık önemli bir gündem maddesi olarak değerlendirilmeyi hak ediyor.

Şimdide bu tür vakalarda suçlu üzerinde neler yapılabilir, adli ve idari soruşturma ve kovuşturmaların boyutları mevcut cezai müeyyideler yeterli mi veya halkın istedikleri ne? Bu konularda da Şanlıurfa Barosu’na kayıtlı Avukat Halil Öncel’den aldığımız bilgilerde aşağıya çıkarılmıştır.

Dünya’da ve ülkemizde çocuk istismarları ve çocuk cinayet ve iğfalleri geçmişten beri sürekli yaşanan, bundan sonrada yaşanması kuvvetle muhtemel olan sosyal bir yaradır.

İstismarlar dörde ayrılır;

•             Duygusal

•             Fiziksel

•             Psikolojik

•             Cinsel

 Bunlardan çocuklara uygulanan istismar ise en yüz kızartıcı olanıdır.

Bir bireyin, bir çocuğa cinsel saikle uygulamış olduğu davranışlar taciz veya tecavüz mahiyetinde de olsa cinsel istismar sayılır.

Kanunumuzda 18 yaşını geçmemiş bir çocuğa cinsel saikle uygulanan bir eylem,  cinsel istismar suçudur.

Cinsel istismarın sarkıntılık boyutunda olan suçun cezası Türkiye Cumhuriyeti Adalet yasalarına  ve ceza hukukuna göre 3 yıl ila 8 yıl arasında değişiyor. Bir çocuğa tecavüz etmeden elle taciz edilmesi durumunda alınacak ceza 8 yıldan 15 yıla kadar çıkabiliyor. Tecavüz suçunun ise cezası en az 16 yıl, eğer istismara uğrayan çocuk 12 yaşından küçükse 18 yıldan başlıyor. Eğer istismarı yapan kişi ya da kişiler, çocuğun yakın akrabalarıysa, suçun cezası 27 yıla kadar çıkabiliyor.

Ceza hukuku sisteminde bu yaptırımların yeterli olmadığı görüşündeyim. Bir hukukçu olarak belirtmek isterim ki hapis cezalarının artırılması gerekiyor.  Çünkü zihniyet açısından sanık bir suç işlediğinde 3-5 yıl sonra çıkarım maksadıyla tekrar bu suçu işleyebilir. Cezalar caydırıcı olmayınca ‘arsız’ dediğimiz suçlu profili artışı yaşanabiliyor.

Bütün suçlarda cezaevine giren mahkûm ya da tutukluların ıslah edilip topluma faydalı bireyler olabilmesi için nispeten çalışmalar gerçekleştiriliyor fakat yeterli değil.

Kamuoyunda ve basında tartışılan hadım cezası verilebilir mi ve idam cezası olmalı mı olmamalı mı? Bir hukukçu olarak tekrar dile getirmeliyim ki bu gibi suçlarda ağırlaştırılmış hapis cezaları verilmeli.  Nispeten hadım cezası da verilebilir lakin idam çok farklı bir durum.

Bir kişi bir suç işlediğinde veya suçun hükmü verildiğinde, sanık cezaevinde de olsa iade-i muhakeme yapılabilir ve o şahıs tahliye edilebilir. Ama bir kişi aynı sebeplerle idam cezası alırsa bu kişiyi mezardan diri bir şekilde çıkarma imkânımız maalesef yoktur.  Cezanın tamir edilebilirlik ilkesine aykırı bir durumdur bu.

Bazı suçlar vardır ki toplum ve aile bireyleri bu suçu örtbas etmek ister. Misal 10 yaşında bir kız çocuğu bir cinsel saldırıya uğramış olsun. Bu küçük kızın ebeveynleri bu konuyu Emniyet’e taşırsak herkes bunu duyar düşüncesine kapılıp bulundukları mahalleyi belki de şehri terk edebilir.  Söylemek istediğim şey şu: bizim gibi Ortadoğu karakteristik toplumlarında olan durum bu olayların ifşa edilmesi ve başkalarının da canının yanmaması değil, aksine bu olayın duyulmamasıdır.

Ülkemizde yaşayanların %95’i Müslüman olmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti İslami Hukuka göre yönetilen bir ülke değil. Demokratik, laik sistem ile yönetilen bir ülkedir. Dolayısıyla bu olayı hukuk çerçevesinde değerlendirmeliyiz. İdam cezasının getirilmeme nedeni ilk olarak tamir edilebilirliğinin olmamasıdır. İkincisi; tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları sözleşmesidir. Üçüncüsü; bir şahıs için cezaevine konulmak idam edilmekten daha acı bir cezadır.

Türkiye’de uygulanan en son idam cezası 1984 yılında verilmiştir. Ayrıca idam cezasının uygulandığı ülkelerde de bu tür suçların oranı düşmemektedir.

Bazı sorunları korkuyla değil şefkat, sevgi ve merhametle çözmeliyiz.

Yukarıdaki ifade etmeye çalıştığımız röportörlerin bilgileri sahada uzman olan ve Türkiye’nin sosyal yapısını iyi müşahede edebilen uzman kişilerin görüşleri olarak raporumuza eklenmiştir.

Burada yüce Türkiye Cumhuriyeti devletimize düşen görev ebeveynleri bilgilendirmek, ebeveynleri evlenmeden önce çeşitli kurs ve seminerlerden geçirerek bilgili olmalarını sağlamalıdır. Anadolu halkına tesir eden töre gibi kültür objelerinin iyice tahlil edilerek halkımıza faydalı müspet veya menfi anlamında yararının olup olmadığını çeşitli araştırmalarla tespitini sağlamalıdır. Eğitim müessesemizde insanlara, çocuklara sadece teknik ve bilimsel öğretim değil ahlaki ve edebi boyutta da eğitim verebilecek öğretmenler yetiştirmek zorundadır.

Bu konunun ülkemiz halkını çok rahatsız ettiği bilinerek birinci derecede gündeme taşınması sakıncalıdır. Medya, basın ve yayın organlarının büyük manşetleri bu tür olayları vermeleri ülkemizin hem içerde hem de dışarda yıpranmasına sebep olmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu tür vakalar gelişmiş, gelişmemiş her ülkede vuku bulmaktadır. İdam kesin çözüm değildir. Çözüm için insan gibi insan yetiştirmek zorundayız. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” projesinin içine bu tür istenmeyen konuları da alabiliriz.

Birleşmiş Milletler ve Unesco’nun da büyük düşünür olarak kabul ettiği Mevlana Hazretlerinin de dediği gibi “İnsanın en faydalısı, insana faydalı olandır.” sözüne bağlı kalarak insanlık ve topluma faydalı bireyler yetiştirmeliyiz. İfadelerinde bulunuldu

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • mehmet
    2 ay önce
    hikaye .... kayde değer bir bilgi yok...olaya avrupa gözünden bakmış ...
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Altay Ailesinin Acı Günü
Altay Ailesinin Acı Günü
Karaçalı Ailesinin Acı Günü
Karaçalı Ailesinin Acı Günü