Urfa Aligör Hikayesi

Urfa Aligör Hikayesi Şanlıurfa Suruç ilçesi sınırlarında bulunan aligör mahallesinde bu hikaye anlatılır.

Urfa Aligör Hikayesi

Urfa Aligör Hikayesi Şanlıurfa Suruç ilçesi sınırlarında bulunan aligör mahallesinde bu hikaye anlatılır.

Urfa Aligör Hikayesi
05 Eylül 2019 - 14:05

Günlerden birgün anne sütü yere düşmemişken bir kadının 12 çocuğu vardı. 9 erkek 3 de kız kardeşti bu çocuklar. Yazık ki 3 kızdan ikisi Şeşek’in  gazabına uğrayarak kör oldu. (Şeşek Nedir? Şeşek: bir tür cadıdır, -şeşek: altışar ya da altılı demektir- Türk mitolojisindeki Al Karısı motifinin Kürt mitolojsindeki versiyonudur. doğum yapan kadınlara musallat olup onların doğurma­sını engeller ya da doğumdan sonra doğum yapan kadın kırk gün yalnız bı­rakılmaz ki bırakıldığı zaman şeşek'in ka­dına ve çocuklarına bir zarar vermesin. Beşiklere de bu yüzden çuvaldız ile nereden edinildiği bilinmeyen, büyük bir ihtimalle bir yatırın üzerinden ge­tirilen, yeşil bir bez yapıştırılır.)
 
Anneleri Çarin Can ya da Car İncas (Rubai anlamına gelir, Çarîncas ise Dört Kara Erik demektir..) bu acıya dayanmadı ve amansız bir hastalığa yakalandı.
 
Bir gün pancar (Pancar ne demek?: Pancar, tarlalardan toplanan zehirsiz ve yemek olabilen otlar)  toplamaktan dönen, kızların en büyüğü 5 erkeğin küçüğü kız, ki ismini 7 körün kulağına fısıldadık onlar da bize söyle-medi, annesini ölmüş buldu. 9 erkek kardeşten birinden bir ses, dokuzundan hiç ses çıkmadı. En büyükleri ok atar, geyik avına çıkardı. Kendisinden küçük ilk iki kardeşi de onu izlerdi. Dördüncü erkek kardeş marangozdu, onun da kendisinden küçük ilk iki kardeşi onu izlerdi. Yedinci erkek kardeş ise bahçelerde nar yetiştirir, sekizinci ve dokuzuncu erkek kardeşler de bu narların suyundan içerdi.
 
Kız, ki biz onun ismini 7 topalın kuluncuna fısıldadık ama duyan olmadı. Bize ismini söyleyen olmadı, çok güzeldi. Saçlarından bir ırmak akardı sanki ve geceleri bütün yıldızlar onu seyre dalardı. Her gece onun için 7 yıldız gökten düşer yerin dibinde 7 ejderha ölür giderdi. Yine de evlilik çağında ona bir kısmet düşmedi. 28 yaşına geldi 28 yiğit uğruna öldü de kapısından bir kısmet içeri girmedi, (buraya kadar geçen 7 kör, 7 topal, 7 yıldız, 7 ejderha’nın toplamı 28 ediyor). Bir yi­ğit sevdi, onu da verem aldı. Derken bu topraklara karanlıktan vahşi­ler geldi. Bütün evleri, çadırları yaktılar. O güzel kızın ki biz adını hiç kimseye söylemedik söylediysek de yalandır, erkek kardeşlerini kör kızların gözleri önünde kestiler. Kızlar görmediyse de saçlarının be­yazladığını 7 kör ile 7 yedi topal, 7 yıldız ile 7 mağara duydu. Bir kurt gelip onları da yedi, ki bu kurdun adı ‘Güre Manço’dur. (Güre Manço nedir?: Manço Kurdu demektir. Mançur'lar Moğol saldırısında bulunanlar arasında yer alan bir boydur. Acımasız kurtları ile tanınırlardı. Bu gün bile Kürt kültüründe uyumak istemeyen çocuklar "Rakev rakev we güre manço were te buxwe" (uyu uyu, yoksa manço kurdu gelip seni yer) diyerek korkutulur)
 
Güzel kız ki biz onun adını duyunca sağır olduk, şehrin uzağında bir kuyuya saklandı. 4 hafta 1 gün sonra (4 hafta 28 gün 1 günle bir­likte 29 gün ediyor. Belki de bir yıl sonra yani kız 29 yaşındayken) ku­yudan çıktı. Su içmekten kamı şişmişti. Gözleri çukur olmuş benzi beti sararmıştı. Şehirlerinin yerine yeni bir şehir kurulduğunu gördü. Sürünerek oraya varmak istediyse de şimdiki Aligör’ün yakınında bir yerde öldü. Hayır sahipleri ona üç gün sonra rastladı. Bir mezar ka­zıp onu içine gömdüler. Aceleyle kazılan bu mezarın ayakları kıble­ye bakar. Güneş sol kolunda doğar, sağ avucunda batarmış güzel kı­zın ki adını size söylesem de tanımazsınız...
 
Bir zaman bir zaman bir zaman sonra bir kadın kötürüm kocasıy­la birlikte oradan geçti. Koca, yoruldum dedi. Biraz tümsek olduğu için kadın onu mezarın üzerine oturttu. Adam düzelerek ayağa kalk­tı. Bir ermiş yatıyor burada dediler. Düzelen adam oraya bir köy kur­du. Zengin oldu. Üç zaman sonra mezarda bir delik gördüler. Kapattılarsa da sabah olunca tekrar açılmış olduğunu gördüler. Bir hikme­ti var diyerek dokunmadılar sonra. Günden güne mezardaki delik bü­yüdü durdu. Ürktüler, korktular, meleke tavusa selam söyledilerse de her gün biraz daha çökmeye başladı mezar. Bir gün mezarın üstünde bir çocuk gördüler. İki yaşında bir çocuktu bu... Ona yaklaştıkların­da çocuk garip sesler çıkarıyor ve mezarın içine doğru kaçıyordu. Bir türlü yakalayamadılar onu. Adam işi inada bindirdi. Çocuk mezardan uzaklaşınca toprakla deliği kapattı ve çocuk dışarıda kaldı. Bütün azapları (köleleri) birlikte hareket edip onu yakaladı. Önce karnını doyurdular. Çocuk onlara alıştı. Ona Ali (Eli) ismini verdiler. Herkes babasının, babası ölmüşse annesinin adıyla bilinirdi. Ona da Ali Göre[Ali Göre ne demek? Eliye Göre ya da Eliye Gorne: Mezar'ın oğlu Ali demek] dediler. Çocuk büyüdü. Zekâsı ve kuvveti dillere destan oldu. Su­ruç’ta namı duyuldu.
 
Adam ona kızı Seve’yi[elma manasında kız ismi] verdi. 9’u erkek, 3’ü kız 12 çocukları ol­du. Kızların en büyüğü beşinci çocuktu ve yazık ki kör doğdu. 7 me­lek 7 katlı gökte toplandı. İsa’nın, Musa’nın ve Eyyüb’ün kulağına onların ismi söylendi. İsa delirdi, Musa babasının tahtını devirdi, Ey­yüb’ün canı küle döndü. Çok güzeldi ama dünyanın güzel nimetleri­ni görmedi. Ona da bir yılan âşık oldu, yılanın adı Kara Değirmen­ci'dir. Bir kalede bekçi olduğunu söylerlerdi. Sürünerek geldiği Su­ruç’ta bir değirmencinin taşının altında saklandı. Kelamı Kadim [Kutsal kitapların ayetleri] du­asını eden değirmenci bilmeden onun adını söyledi. Yılan bu isme aşık oldu. Kızın kör olduğunu görünce değirmencinin taşının altına girerek orada can verdi. Değirmendeki buğdaylar çuvallara doldurul­du. Bu buğdaydan yiyen 3 kişi öldü.
 
Ali Göre benden habersiz haksız yere kimse ölmez dedi. Kılıcını çekip melkemot’un [Büyük ihtimalle melekülmevt'in (ölüm meleği) bozulmuş hali] peşine düştü. Değirmencinin evinde misafir ol­du. Değirmenci ona Lebeni çorbası verdi. Bu çorbadan o da zehir­lendi. Atı Serin Rüzgar’a bindi. Evine geldi. Annesinin mezarının üzerinden geçerken atından düştü ve orada kaldı. Hak yolda olanlar, onu o mezara gömmek istediler. Mezarı kazdıklarında annenin çürü­memiş bedenini gördüler. Bir memesi dışarıdaydı ve sanki yeni öl­müş gibiydi. Üstüne kör kızın eşarbını örttüler, ve oğlu Ali’yi de bu mezara koydular. Ali’nin sakal ve bıyıkları orada beyaza döndüyse de bunu kimse görmedi... Mezarı kapattıkları gece gökten taşlar yağ­dı Aligör’ün yakınlarına, bunlar hala burada dururlar. O gece kör kız, ki biz ismini üç kuyudan dinledik, evin bir köşesinde bir yılan gömleği buldu. Bunu boynuna doladı ve kendini boğdu. Bir taş gelip evin üstüne düştü ve evi yıktı. Ev o kadar büyüktü ki yıkılan yerde ko­caman bir tepelik oluştu. O höyük hala buradadır.
 
Ali Göre efsanesinin bir çok türevi vardır. Efsane varyantlarındaki farklılıklar kabaca şöyle: 1. Ali'nin annesi bir fahişedir. Taşlanarak öldürülür. 2. Ali'nin annesine biri tarafından tecavüz edilir ve başına taş ile vurularak öldürülür. 3. Ali'nin annesi kutsal bir kadındır. Bakire olduğu halde hamile kalınca kendini asar. 4. Ali'nin babası bir askerdir. Annesini evleneceğim diye kandırır. Çocuğu peydahlar. Köylü baba ve anneyi öldürür. 5. Ali'ninbabası zalim bir hükümdar tarafından gözlerine mil çekilerek öldürülür. Karnında bir çocukla ortada kalan anneyi kimse sahiplenmez o da kendisini öldürür. Çocuk doğar ve babasının intikamını alır...
 
Not: Efsane İ.Halil Baran tarafından derlenmiş, Mehmet Kurtoğlu'nun "Urfa Ef­saneleri" kitabında yayınlanmıştır Kent Yay.2005, İst (mistikkalem) -Kaynak Ajans Urfa

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum